Bu yazı, çocukluğun ve gençliğin değeri üzerine iki yazılık dizinin bir parçasıdır. Dizinin diğer yazısı: “Okul Çocuğu Hayata Hazırlar” Mı? Oysa Hayat Tam da Burada Akıyor!
İki yanlışı düzeltelim, diyorsunuz. Ne kadar haklısınız! Bazen en temel gerçekleri gözden kaçırabiliyoruz yaşam telaşında.
“Okul çocuğu hayata hazırlar” cümlesi, çocukluğu sadece bir hazırlık aşaması olarak görmenin yanılgısını taşır. Sanki çocukluk, gerçek hayat başlamadan önceki bir bekleme salonu gibi… Oysa okul, hayatın ta kendisidir. O sıralarda oturan küçük bedenler, geleceğin insanları değil, bugünün insanlarıdır aslında. Her sabah uyanıp gittikleri yer, hayata hazırlık değil, hayatın ta kendisidir.
Bir çocuğun bahçede koşarken hissettiği rüzgâr, teneffüste paylaştığı simit, ilk kez çözdüğü matematik problemi – bunların hepsi hazırlık değil, yaşanmış, hissedilmiş, solunmuş gerçek anlardır. Çocuk, yarının yetişkini olmak için bugünü feda eden bir varlık değil, bugünü tüm zenginliğiyle yaşayan bir candır.
“Büyüyünce ne olacaksın?” sorusu ise belki de çocuklarımıza sorduğumuz en haksız sorudur. Sanki şu an hiçbir şey değillermiş gibi… Sanki değerleri, ancak ileride bir meslek sahibi olduklarında ortaya çıkacakmış gibi… Bu soru, farkında olmadan şunu söyler: “Şu anki halin yeterli değil.”
Oysa her çocuk, her genç, tam da şu anda kıymetli bir varlıktır. Onların düşünceleri, duyguları, hayalleri, korkuları – tamamı saygıyı hak eder. On yaşındaki bir çocuğun yaptığı çizim, on beş yaşındaki bir gencin yazdığı şiir, yetişkininkinden daha az değerli değildir. Onlar “olacak insan” değil, zaten var olan, düşünen, hisseden, yaratan insanlardır.
Çocukluğu ve gençliği sadece hazırlık olarak görmek, hayatın en renkli, en duygu dolu, en yaratıcı dönemlerini araçsallaştırmaktır. Oysa yaşamın her anı, kendi içinde değerlidir. Her yaşın kendine özgü bir bilgeliği, bir güzelliği vardır.
Belki de en büyük yanılgımız, hayatı hep ileriye dönük yaşamaktır. Oysa çocuklar bize en çok şimdiki zamanda yaşamayı öğretir. Onlar, bir kelebeğin kanat çırpışında, bir yaprak düşüşünde, bir yağmur damlasında mutluluğu bulabilirler. Ve belki de asıl bilgelik, çocukların bu yeteneğini kaybetmemektir.
O halde gelin, çocuklarımıza “ne olacaksın” diye sormak yerine, “ne düşünüyorsun”, “ne hissediyorsun”, “bugün ne keşfettin” diye soralım. Onları yarının yetişkinleri olarak değil, bugünün değerli insanları olarak görelim. Çünkü hayat, sadece ileride olacaklarımızda değil, şu anda olduğumuz halde gizlidir.