Seçici Günahkârlar
Seçici Günahkârlar
Neden Kendi Davranışlarımız İçin Mazeret Bulup, Başkasının Davranışlarını Yargılarız?
Sahne 1: Dişçi Randevusu
Dişçiye geç kalıyorsun. Trafik vardı, kimse bilmiyordu. İşte dişçi sana öfkeli bakıyor. Sen bu noktada ne dersin? “Çok özür dilerim, trafik vardı. Ben de zor bir müşteri ile takılı kaldım. Durumu kontrol edemedim.” Dişçi anlıyor, affediyor.
Sahne 2: Rol Değişti
İki hafta sonra, bir arkadaş sana geç geliyor. Aynı bahane: “Trafik vardı, bir işle uğraştım.” Ama sen ne dersin? “Yine mi geç geldin? Saatimi boşa mı harcıyorsun? Disiplinsiz biri misin sen?”
Sahne 3: Yalan
Eşine çıktığın yerin başka olduğunu söylüyorsün. İçinden: “Merak edecek, tartışma çıkacak. Başka çarem yoktu.” Ama o sana yalan attığında? “Sahtekâr, güvensiz, bana yalan söyledi.”
Gelin bunu psikolojik açıdan analiz edelim…
1. Oyuncu-Gözlemci Sapması: Aynı Davranış, İki Ölçü
Sosyal psikoloji araştırmaları, ilginç bir eğilimi ortaya koymaktadır. Jones ve Nisbett (1972) tarafından tanımlanan bu fenomene Actor-Observer Bias (Oyuncu-Gözlemci Sapması) adı verilir.
Basit anlamıyla: Kendi davranışımızı değerlendirirken durumu sorumlu tutarız. Başkasının davranışını değerlendirirken kişiliği sorumlu tutarız.
Ben hata yaptığımda:
“Çalışıyordum, stresliydim, bilgi eksikliğim vardı, başka çarem yoktu.”
O hata yaptığında:
“Karakteri böyle, yeteneği yok, kötü niyeti var, dikkatsiz biri.”
Aynı davranış olmasına rağmen, biz bir kişi için bağlamı göz önünde bulundururken, diğeri için kişiliği sorumlu tutuyoruz.
Neden? Çünkü kendi motivasyonlarımızı, stresimizi, zorluklarımızı ve niyetlerimizi biliyoruz. Fakat başkasının iç dünyasını tam olarak bilmiyoruz. Sadece davranışını görebiliriz.
2. Bilişsel Çelişki: Davranışın Hikâyesini Değiştirmek
Psikoloji profesörü Leon Festinger (1957), Cognitive Dissonance (Bilişsel Çelişki) teorisini geliştirmiştir.
Çekirdek bulgu: İnsan, kendi inanç sistemi ile davranışı arasında çatışma hissettiğinde rahatsızlık duyar. Bu rahatsızlığı gidermek için iki seçeneği vardır:
SEÇENEK 1: Davranışı Değiştir
Yalan attıysanız, artık yalan atmayın. Kontrolcü davranıyorsanız, bunu bırakın.
SEÇENEK 2: Hikâyeyi Değiştir (DAHA KOLAY)
Davranışı aynı tutun, ama açıklamasını değiştirin. “Yalan attım ama mecburdum”, “Kontrol ediyorum ama çünkü önem veriyorum.”
İnsan, davranışı değiştirmek yerine hikâyeyi değiştirmeyi seçer. Çünkü bu daha kolay, daha az çabaya ve daha az suçluluk duygusuna yol açar.
“Başka çarem yoktu.”
“Niyetim iyiydi.”
“Bunu hak etti.”
“Ben olmasam daha kötü olacaktı.”
Hikâye değişince, vicdani ağırlık azalır. Rahatlık bulunur.
3. Benlik Saygısı Koruma: Neden Kendimizi Böyle Savunuyoruz?
Sosyal psikolog Abraham Tesser (1988), bu mekanizmayı Self-Evaluation Maintenance (Benlik Değerlendirmesini Koruma) modeliyle açıklamıştır. Baumeister ve Newman (1994) da insanların çıkarım ve karar süreçlerini çoğu zaman kendileri hakkında ulaşmak istedikleri sonuca göre yönlendirebildiğini göstermiştir.
Temel bulgu: İnsan, kendi hakkında verdiği cevabı—”Ben nasıl bir insanım?”—korumaya çalışır. Bunu bilinçli veya bilinçaltı şekilde yapar.
“Ben bencil, haksız, yalancı, adaletsiz” imajını içselleştirmek, benlik saygısını olumsuz etkiler. Bunun yerine insan, davranışı değiştirmek yerine davranışın açıklamasını değiştirir.
Sonuç: Psikolojik açıdan, benlik imajını korumak davranışı değiştirmekten daha “ucuzdur”. Çünkü vicdani rahat sağlar.
4. Söz Seçimi ile Meşrulaştırma
Bazen davranışımızı kötü biliriz—fakat davranışı değiştirmek yerine davranışının adını değiştiririz.
Kibirim → “Öz-saygı”
Hırsım → “Başarı isteği”
Kontrolcü davranışım → “Önem vermek”
İntikam almak → “Adalet arayışı”
Bencilliğim → “Sınırlarımı korumak”
Kıskançlığım → “Sevdiğime değer vermek”
Sosyolog Erving Goffman (1959), buna Benlik Sunumu demiştir. İnsan her zaman bir “rol” oynar—sadece halka karşı değil, kendisine karşı da.
Kelime değişir, davranış aynı kalır. Ama kelime değiştikçe, davranışın vicdani ağırlığı hafifleşir ve meşruluğu artar.
5. Pratik Hayatta Nereyde Görüyoruz?
Bu “seçici günahkârlık” davranışı sadece teorik bir kavram değildir. Psikolojik danışmanlık ve terapilerde, aile, çocuk eğitimi, çiftler arası ilişkiler ve iş yeri dinamiklerinde en sık karşılaştığımız kalıptır.
📌 Aile İlişkileri: Ebeveyn-Çocuk Dinamiği
Anne: “Seni uyarıyorum çünkü seni seviyorum. Çocuğun olmadığını anlıyorsun değil mi?”
Çocuk (yetişkin): “Sen hep beni kontrol etmişsin. Çocukluk travmasına uğradım. Bana müdahale ediyordun.”
Aynı davranış. Anne için: “Sevgi, koruma, sorumluluk.” Çocuk için: “Kontrol, müdahale, baskı.”
👨👩👧 Çocuk Eğitiminde
Öğretmen: “Sınavı harcadı, cezalandırdım. Ders çalışması gerekiyor.”
Çocuk: “Hoca beni hedef alıyor, haksız.”
Her ikisi de kendi hikâyelerinde haklıdır. Öğretmen için: “Ceza ve itaat.” Çocuk için: “Şiddet ve haksızlık.”
💑 Çift Danışmanlığı: Partner Yargılaması
Eş 1: “Akşam geç geliyorum çünkü işim yoğun. Sakin ol.”
Eş 2: “Beni ihmal ediyorsun. Ailemi umursamıyorsun. Bencilsin.”
Aynı durum, farklı hikâyeler. Biri için: “İşin gereği, sorumluluk.” Diğeri için: “Bencillik, kayıtsızlık, ihmal.”
Eş 2 kendisinin geç kaldığında: “Ben çok çalışıyorum. Anla beni.” Diğer eş: “O da çalışıyor, ama bana zaman ayırıyor.”
💼 İş Yeri İlişkileri
Yönetici: “Takımı kontrol ettim çünkü kaliteyi garanti etmem gerekiyor.”
Çalışan: “Boss hep bana güvensiz davranıyor. Bana özgürlük vermiyor.”
Ya da tam tersi:
Çalışan: “Raporunu geç gönderdim çünkü yoğun iş akışım vardı.”
Yönetici: “O organize olamıyor, sorumluluk duygum yok.”
Ortak faktör: Her birim, kendisinin niyetini ve bağlamını bilir. Ama diğerinin niyetini hüküm vermeden bilmeyi isteyemez. Bu farklılık, ilişkilerin en sorunlu noktalarıdır.
6. Gerçek Yüzleşme: Adalet ve Dürüstlük
Sosyal psikolog Anthony Greenwald (1980), kendini haklı çıkarma mekanizmasını “the totalitarian ego” (totaliter ego) olarak tanımlamıştır. Yani, kendi benliğimiz, diktatör gibi davranır—kendisini her zaman haklı çıkarır, başkasını her zaman suçlar.
gerçek iyileşme başladığında,
insan kendi davranışlarına başkasının davranışlarına baktığı kadar
acımasız ve dürüst bir gözle bakmaya başlar.
Sorumuz
Başkasında gördüğün davranışa
“karakter meselesi” dediğinde,
Kendi davranışına
hangi isim veriyorsun?
Başkasına verdiğin hükmü kendine de uygulayabiliyor musun?
Sonuç: Dürüstlüğün İlk Adımı
Asıl mesele günahsız olmak değildir. Asıl mesele şudur:
Kendi davranışımıza, başkasının davranışına baktığımız kadar dürüst bakabilmek.
Psikolog Carl Rogers (1961), Congruence (Uygunluk) kavramını ortaya koymaktadır. Psikolojik sağlığın temeli, kendi inanç sistemi ile davranış arasında uyum olmasıdır.
Bu uyum sağlandığında, benlik saygısı gerçek temeller üzerine kurulur. Meşrulaştırılmış hikâyeler ve söz oyunları değil, gerçek davranış değişimi üzerine.
Türk kültüründe bunu “vicdanlı olmak” denir. Arka sahnede, kimse görmese bile, aynı kişi kalabilmek. Ön sahnenin oyuncusu olmamak.
Mevlânâ’nın Mesnevî’sinden:
Mesnevî’nin II. cildindeki bir hikâyede dört kişi camide namaza durur. Biri müezzine seslenir; ikincisi onu uyarırken kendi namazını bozar. Üçüncüsü ikinciyi kınar, dördüncüsü de “Şükür, ben onlar gibi düşmedim” der ve o da namazını bozar. Her biri başkasının kusurunu söylerken aynı kusura düşer.
Seçici günahkârlığın özü burada: Başkasını yargılamak kolay, kendini görmek zordur.
Yunus Emre’den:
“İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir
Sen kendini bilmezsin, ya nice okumaktır”
Kendini bilmeden hüküm vermek, hiç mi hiç meşru değildir.
Tasavvuf Geleneğinden:
“Nefsini bilen, Rabbini bilir.”
(Tasavvuf literatüründe sıkça anılan bir söz.)
Kendimizi tanımadıkça dürüst bir yargıya varmamız mümkün değildir.
Gelenekle bilimin buluştuğu nokta: Kendini tanı ve başkasını yargılamadan önce dur.
Şu An Neredesin?
Başkasının kusurunu büyüteçle mi arıyorsun,
yoksa aynayı kendine çevirmeyi denemiş misin?
Dürüstlük, buradan başlar.
Kaynakça
Baumeister, R. F., & Newman, L. S. (1994). Self-regulation of cognitive inference and decision processes. Personality and Social Psychology Bulletin, 20(1), 3–19. https://doi.org/10.1177/0146167294201001
Festinger, L. (1957). A theory of cognitive dissonance. Stanford University Press.
Goffman, E. (1959). The presentation of self in everyday life. Doubleday.
Greenwald, A. G. (1980). The totalitarian ego: Fabrication and revision of personal history. American Psychologist, 35(7), 603–618. https://doi.org/10.1037/0003-066X.35.7.603
Jones, E. E., & Nisbett, R. E. (1972). The actor and the observer: Divergent perceptions of the causes of behavior. In E. E. Jones, D. E. Kanouse, H. H. Kelley, R. E. Nisbett, S. Valins, & B. Weiner (Eds.), Attribution: Perceiving the causes of behavior (pp. 79–94). General Learning Press.
Rogers, C. R. (1961). On becoming a person: A therapist’s view of psychotherapy. Houghton Mifflin.
Tesser, A. (1988). Toward a self-evaluation maintenance model of social behavior. In L. Berkowitz (Ed.), Advances in experimental social psychology (Vol. 21, pp. 181–227). Academic Press.