Bir Öğretmenden Anne Babalara Mektup
| |

Bir Öğretmenden Anne Babalara Mektup

Sesli Yazılar – Prof. Dr. Mustafa Uslu
Sesli Yazılar – Prof. Dr. Mustafa Uslu
Bir Öğretmenden Anne Babalara Mektup
Loading
/






Bir Öğretmenden Anne Babalara Mektup


Anne Babalara Mektup

Bir Öğretmenden
Anne Babalara Mektup

Sevgili Anne Babalar,

Sonunda soracağım soruyu en başta sorayım: Kim için çalışıyorsunuz?

Genellikle aldığım cevabı hepimiz biliyoruz. Gelin size gözlemlediğim, tecrübe ettiğim birkaç husus hakkında birkaç kelam edeyim.

Bugün okulun ve öğretmenin çocuğun hayatı üzerindeki önemi hakkında konuşmak istiyorum. Öğretmen sadece ders öğreten değildir; aynı zamanda öğrendikçe, kendisi geliştikçe çocuğu geliştirendir. Çünkü anne babanın hayat telaşında okumak ve olgunlaşmak genelde ikinci planda kalabiliyor; ama öğretmen —yani beklediğimiz ideal öğretmen— okuyan, okudukça yeni şeyler keşfeden ve çocuğu dönüştürendir. Artık günümüzde ne anne babalar bu öğretmenlere yeterince saygı duyuyor ne de o bildiğimiz tarzda kendini adayarak gelişen öğretmenlerin sayısı eski yoğunluğunda. Çocuklarımız için bu büyük bir tehlike. Eğitim sistemimiz ve gelecek nesillerin gelişimi için ciddi bir risk.

Olması gereken; biz ebeveynlerin yeniden öğretmenlerimize saygı duyması, öğretmenin sağduyusuna güvenip çocuklarımızı eğitmesine alan açmasıdır. Tabii bunun arka planında; öğretmen liseleri, nitelikli eğitim fakülteleri, maaşından ve hayat standardından memnun, geçim derdi olmayan, yaptığı işi seven ve kendini geliştirmeye devam eden öğretmenlerin varlığı da şart. Anne babanın saygı duyduğu öğretmene, öğrenci zaten doğal olarak saygı duyar. Eskilerin o metaforik “Eti senin kemiği benim” tabiri, aslında koşulsuz bir teslimiyetten ziyade, aile ve okul arasındaki o sarsılmaz güveni temsil ediyordu.

Çocuğun gelişimini bir pasta grafiği gibi düşünecek olursak; psikososyal ve akademik gelişimi açıklayan dilimlerin başında eskiden öğretmen, okul, yakın çevre ve kültür gelirdi. Şu an bu pastaya sonradan girmesine rağmen en büyük dilimi oluşturan şey; sosyal medya, YouTube, Instagram ve internet tabanlı oyun/chat siteleridir.

• • •

Bizim istediğimiz; çocukların mahalle aralarında arkadaşlarıyla oyun oynaması, en azından bir spor dalıyla uğraşması, haftada üç gün de olsa antrenmanlarına katılıp ter dökmesi, stres atması, sosyal beceri kazanmasıdır. Bunun temel sebebi, çocuğun gerçek bir sosyalleşmeye ve gerçek insanların takdirine ihtiyaç duymasıdır. Bir becerisi için gerçek insanların alkışını almanın yerini hiçbir şey tutamaz.

Maalesef günümüzde bu ihtiyacı sanal yollarla elde etmeye çalışan bir nesle dönüştük. Beğeniler, onaylar ya da bir oyunda seviye atlayıp puan kazanmak… Sonuçta beynimiz daima kolayca elde edilen bu “sahte mutluluk hormonuna” (dopamin) ihtiyaç duyuyor ve bu durum bağımlılığa yol açıyor. Biz bunlara, tıpkı madde bağımlılığı gibi beyni etkileyen “davranışsal bağımlılıklar” diyoruz.

Burada bir gerçeği görmemiz gerekiyor: Daha modern, daha teknolojik veya daha pahalı okul, her zaman daha mutlu çocuk demek değildir. Dünyanın teknoloji merkezi olan Silikon Vadisi’ndeki pek çok teknoloji yöneticisi, bugün kendi çocuklarını tabletlerin, akıllı tahtaların olmadığı; hâlâ kara tahta ve tebeşirin kullanıldığı, fiziksel aktivitenin ön planda olduğu klasik okullarda okutuyor. Benzer şekilde, İngiltere’nin yüzyıllardır dünyaya yön veren köklü okulları, o meşhur okul disiplininden ve geleneksel yöntemlerinden asla taviz vermiyor. Neden dersiniz? Çünkü teknolojiyi üretenler bile insanın öz gelişiminin ancak gerçek sosyal bağlar ve disiplinli bir eğitimle mümkün olduğunu biliyorlar.

• • •

Sevgili anne babalar, bir an önce çocuğunuzu gerçek hayata döndürün. Çocuğunuz haftada, hiç olmadı ayda bir defa gerçek bir kitap okusun. Okulda beğendiğiniz bir öğretmenle sıkı bir bağ kurun; çocuğunuza rehberlik etmesini isteyin. Okul-aile birliği etkinliklerine katılın, okul ile bütünleşin. Nasıl ki aile içinde büyüklere duyulan saygı çocuklara model oluyorsa, okulda da aynıdır. Çocuğun yanında öğretmenleri aşağılamayın, eleştirmeyin. Siz onlara ne kadar değer verirseniz, çocuklarınız da o kadar değer verir.

Okulun rehberlik servisiyle sıkı bağ kurun. Psikolojik danışmanlardan randevu alın; çocuğunuzun bir sorunu olmasa bile gidin, gelişimini konuşun. Ders öğretmenleriyle istişare edin, onlarla iş birliği yapın.

Son sorum, en baştaki o soru olsun: Kim için çalışıyorsunuz?

Cevabı belliyse, o zaman bir şeyler yapma zamanı geldi demektir. Daha pahalı bir okula gönderince veya en marka ayakkabıyı alınca görevimizi yapmış olma hissine kapılıyoruz. Fakat onu gerçekten seviyorsak, önce onun dünyasındaki yetişkinlerle bağ kuralım. Tableti, telefonu kenara bırakalım, televizyonu kapatalım ve “aile saati” yapalım. Bu akşam sadece 15 dakika telefonları başka odaya bırakıp çocuğunuzun gözlerinin içine bakarak onunla sohbet edin. Daha güzeli; her akşam yemek sonrası üç saat boyunca evde televizyon, telefon, tablet açık olmasın. Çocuk göz önünde, aile ile birlikte olsun. Bu üç saat, bir ömre bedel olacak.

Madem onlar için çalışıyoruz, bunun hakkını verelim. Bu dünyadaki en değerli mirasımız çocuklarımızdır; onlara bırakacağımız en büyük servet ise yakın ilgimiz ve sevgimizdir.

Kalın sağlıcakla.

Saygılarımla,
Prof. Dr. Mustafa Uslu
Psikolojik Danışman


Bunları da okuyabilirsiniz

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.