Yaralı Ruh, Değişen Kimlik: Travmanın Gerçek Yüzü
Travma yaşamış insanların kişiliğinde ne tür değişiklikler oluyor derseniz, maalesef hikaye pek de güzel değil. Tabii ki her travma farklı, her insan farklı ama genel olarak bakıldığında bazı ortak paternler var.
Öncelikle güven meselesi büyük sorun oluyor. Mesela trafik kazası geçiren biri artık hiç kimseye araç kullanırken güvenmiyor. Taksi bile alsa sürekli sürücüyü uyarıyor, “yavaş git, dikkat et” diye. Sanki kendisi Formula 1 pilotuymuş gibi… Şaka bir yana, bu güvensizlik sadece arabayla sınırlı kalmıyor, zamanla hayatın her alanına yayılabiliyor. Bankacı olan bir kadın, evlilik öncesi başka hiç kimsenin bilmediği gizli hesaplar açıyor “ya boşanırsak” diye. Veya başka bir örnek, dolandırıcılık yaşamış biri artık kredi kartını sadece tanıdığı mağazalarda kullanabiliyor, online alışveriş tamamen yasaklandı hayatından.
Duygusal olarak da işler karışıyor. Çocukluk çağında şiddet gören bir yetişkin, günlük hayatta çok küçük bir eleştiri karşısında bile kontrolsüz bir öfke patlaması yaşayabiliyor. Sonra da “Ben niye böyle tepki verdim?” diye kendi kendine şaşırıyor. Duygular sanki ayarlı bir radyo gibi – ya ses çok yüksek çıkıyor ya da hiç çıkmıyor. Mesela 40 yaşındaki bir mühendis, patronu “Bu rapor biraz geç geldi” dediğinde öyle bir patlamış ki, sanki hayatının en büyük hakaretiyle karşılaşmış gibi davranmış. Diğer uçta ise, yakınının cenazesinde bile gözyaşı dökmemiş, sanki içinde hiçbir duygu kalmamış gibi.
Fiziksel belirtiler de çok yaygın. Travma vücuda da yerleşiyor adeta. Kronik baş ağrıları, sırt ağrıları, mide sorunları… Sanki vücut sürekli alarm durumunda. Bir kadın, saldırı yaşadıktan sonra sürekli boyun ağrısından şikayetçi. Doktora gidiyor, MR çektiriyor, hiçbir şey çıkmıyor ama ağrı gerçek.
Benlik algısında da ciddi değişiklikler oluyor. Cinsel istismar yaşamış bir kişi mesela, sürekli “Ben temiz değilim, ben bozulmuş biriyim” düşüncesiyle yaşıyor. Kendini değersiz hissediyor, sanki kendi suçuymuş gibi. Bu aslında travmanın en acı yanlarından biri – insanın kendi kendine düşman olması. 35 yaşındaki bir avukat kadın, çocukluktaki istismar yüzünden aynaya bakamıyor artık. Güzel kıyafetler almıyor çünkü “ben bunu hak etmiyorum” diyor kendi kendine.
Uyku hayatı da tamamen altüst oluyor. Gece uykuya dalamama, kabuslar, gece terlemesi… Bir işadamı, hırsızlık olayından sonra gecenin 2’sinde kalkıp evdeki tüm kapıları kontrol ediyor. Karısı “Çok kontrol ettin zaten” dese de o yatamıyor, emin olamıyor.
Davranış olarak da ilginç değişiklikler görüyoruz. Doğal afet yaşamış biri hava durumunu saatte bir kontrol ediyor olabilir. Evden çıkmadan önce çantasına her türlü acil durum malzemesi koyuyor – sanki Survivor yarışmasına gidecekmiş gibi. Planlı programları sürekli iptal ediyor çünkü “ya bir şey olursa?” korkusu her zaman orada. Deprem yaşamış bir aile, sürekli evdeki eşyaların yerini değiştiriyor, “daha güvenli duracak” diye. Çocukları artık arkadaşlarıyla dışarı çıkamıyor çünkü anne-baba “evde daha güvende” diyor.
İş hayatında da ciddi etkiler görülüyor. Konsantrasyon bozukluğu, unutkanlık, karar verme güçlüğü… Eskiden çok başarılı bir öğretmen, sınıfta ders anlatırken birden unutuyor ne söylediğini. Öğrenciler “Öğretmenim, yarıda kaldı” diyor ama o hangi konuyu anlattığını hatırlamıyor.
Dünya algısı da değişiyor tabii. Saldırı yaşamış biri “Dünya tehlikeli bir yer, insanlar kötü niyetli” düşüncesiyle yaşıyor artık. Hiçbir yere tek başına gitmiyor, sürekli etrafına bakınıyor. Paranoya ile normal temkinlik arasındaki çizgi bulanıklaşıyor. Bir lise öğretmeni, okul çıkışında saldırıya uğradıktan sonra artık hiç kimseyle göz teması kuramıyor. Otobüste bile en arka koltuğa oturuyor, arkasından birinin gelebileceği düşüncesiyle.
Sosyal ilişkiler de zarar görüyor. Eskiden çok sosyal olan biri aniden içine kapanabiliyor. “Nasılsın?” sorusuna bile cevap veremiyor çünkü gerçekte nasıl olduğunu anlatması saatler sürer ve kimse anlayacak gibi görünmüyor.
Çocukluk çağı travmaları özellikle daha derin izler bırakıyor çünkü kişilik henüz şekillenme aşamasında. Çocukluk çağında ihmal yaşamış bir yetişkin, işte sürekli “Ben yetersizim, işimi kaybederim” korkusuyla yaşıyor ve sürekli onay arayışı içinde. Sanki her gün sınava giriyormuş gibi kendini kanıtlamaya çalışıyor. 30 yaşındaki bir pazarlama uzmanı, her sunumdan önce günlerce hazırlanıyor ama yine de “beni kovacaklar” korkusu yaşıyor.
Ama işin güzel yanı şu ki – bu hikayenin sonu hep kötü bitmiyor. Uygun terapi ve destek ile travma sonrası büyüme denen bir şey yaşanabiliyor. Kanser tedavisi gören bir kişi mesela, başlangıçta çok büyük korku yaşarken, süreç içinde yaşamın değerini daha iyi anlayıp, ailesiyle ilişkilerini güçlendirip, daha anlamlı bir yaşam sürdürmeye başlayabiliyor. Yani travma bazen insanı yıkar ama bazen de daha güçlü, daha empatik, daha farkında bir insan haline getirebilir.
İyileşme sürecinde küçük adımlar önemli. Mesela trafik fobisi olan biri, önce yürüyerek yola yaklaşıyor, sonra arabanın yanında duruyor, sonra içine oturuyor… Her adım bir zafer aslında.
Tabii bunun için profesyonel destek şart. Kendi kendine “Ben iyiyim, geçer” demek maalesef her zaman işe yaramıyor. Ama doğru destek alındığında, travmanın yaralarını sarıp yeniden ayağa kalkmak mümkün.