Aldatılmadan Daha Kötü Ne Olabilir?
Aldatılmadan Daha Kötü Ne Olabilir?
Evlilik danışmanlıklarında en çok karşılaşılan yaralardan biri aldatılma değil.
Daha sessiz, daha yavaş ama çok daha derin ilerleyen bir durum var:
Eşinin hayatında yerini kaybetmek.
Seanslarda bunu açık açık duyuyorum:
“Benimle konuşmuyor ama başkasıyla saatlerce konuşuyor.”
“Benim yanımda mutsuz, ama arkadaşlarıyla çok neşeli.”
“Artık bana anlatmıyor.”
Ortada çoğu zaman fiziksel bir aldatma yok.
Ama görmezden gelinen bir gerçek var:
Duygusal bağ yer değiştirmiş.
İnsanlar bunu hafife alıyor:
- “Arkadaşım sadece.”
- “Abartıyorsun.”
Ama mesele arkadaşlık değil.
Mesele şu:
Eşine vermediğin ilgiyi, başkasına veriyorsan orada ciddi bir kırılma vardır.
Bu kırılma karşı tarafta çok net duygular oluşturur:
- Değersizlik
- Yalnızlık
- Görülmeme
Ve en zor olanı şu:
Bunun adı tam konulamaz.
Danışanların bir kısmı şunu söylüyor:
“Keşke aldatsaydı da bitseydi. En azından ne olduğunu bilirdim.”
Çünkü burada durum daha karmaşık:
Ne tam bir ihanet var, ne de gerçek bir bağlılık.
Şunu da görmezden gelmemek gerekir:
Bazen bu uzaklaşmanın arkasında anlaşılmamak, sürekli eleştirilmek ya da duygusal ihtiyaçların karşılanmaması vardır.
Yani bu tablo çoğu zaman bir sonucun işaretidir.
Ama sebep ne olursa olsun gerçek değişmez:
İlişkinin içi boşalmaya başlamıştır.
“Bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine.”
— Nazım Hikmet
Evlilik dediğin denge işidir.
Ne birbirini boğmak, ne de yok saymak.
Eğer bir insan en iyi halini dışarıya verip,
eşine sadece yorgunluğunu bırakıyorsa…
Orada aldatma olmasa bile,
o ilişki çoktan çözülmeye başlamıştır.