Zamana Direnmek mi, Zamanı Dönüştürmek mi?
Günümüzde “zamana uymak” ifadesi, çoğu zaman popüler kültürün akıntısına kapılıp kimliğini kaybetme anlamına geliyor. Sosyal medya platformlarında pahalı arabalar, lüks markalı kıyafetler, gösterişli tatiller, markalı ürünler, yenip içilenler ve harcanan para sıkça başarı ve mutluluk olarak sunuluyor. Mutluluk, daha fazla sahip olmak, modaya göre yaşamak ve diğer insanların beğeni ile onayını almak olarak tanımlanıyor. Bu yaklaşım, bireyi sürekli “daha fazlasına” sahip olma ve görünme yarışına sürüklüyor. Değerin ne olduğunla değil, neye sahip olduğunla ölçüldüğü bu çağda, tevazu, kanaat ve içsel zenginlik gibi kadim ilkeler giderek göz ardı ediliyor.
Hz. Ali’ye nispet edilen “Zaman sana uymazsa sakın uyma zamana, sen ilminle hareket et; zaman eğilir sana” sözü, tam da bu noktada güçlü bir pusula sunuyor. Ancak bu bilgece duruşu, gelişime kapanmak veya hayata sırt çevirmek şeklinde yorumlamak büyük bir yanılgıdır.
Hayatımızı bir binaya benzetirsek, ilim ve ahlak arasındaki ilişki daha net anlaşılır. Ahlak ve erdem binanın temelidir. Dürüstlük, adalet, merhamet, tevazu ve kanaat gibi değerler, zamanın değişmesiyle sarsılmayan sabit unsurlardır. Temel ne kadar sağlam olursa, yapı da o kadar dayanıklı olur. İlim ve yöntem ise binanın tesisatıdır. Bilgi, teknoloji ve pedagojik yaklaşımlar çağa göre güncellenmelidir. Elli yıl önceki yöntemlerle bugünün ihtiyaçlarını karşılamak mümkün değildir.
Hz. Ali’ye nispet edilen diğer bir uyarı da bu dengeyi vurgular: Çocuklarınızı kendi zamanınıza göre değil, onların yaşayacağı zamana göre yetiştirin. Bu, ilmi donmuş bir veri deposu değil, dinamik bir süreç olarak görmemiz gerektiğini hatırlatır. Bugün yapay zekâ ve dijital dönüşüm hızla ilerlerken, ahlaki temel değişmeden kalmalıdır. Tesisatı yenilemeden bina konforsuz kalır; temeli ihmal ederek ise çöker.
Oysa popüler kültürün teşvik ettiği bu gösterişçi yaşam tarzı, bizim medeniyet köklerimizdeki tevazu, kanaat ve içsel zenginlik anlayışıyla taban tabana zıttır. Çocuk yetiştirirken “en pahalı markayı al, en lüks arabayı göster, modaya uy ve beğeni topla” mesajı veren bir ortamda, gençler mutluluğu maddi sermaye ve sosyal onayda arar hale geliyor. Toplumda rol model olacak bireyler yetiştirmek istediğimizde ise tam tersi bir duruş gerekiyor: Sahip olduklarını değil, karakterini, ilmini, kanaatini ve merhametini öne çıkaran, özü sözü bir insanlar yetiştirmek. Bu yaklaşımın absürtlüğü kısa vadede beğeni getiriyor gibi görünse de uzun vadede sürekli kıyaslama, ruhsal boşluk ve mutsuzluk yaratıyor.
Trendlerin ve modanın peşinden koşanlar kısa sürede ruhsal yorgunluk ve boşlukla karşılaşır. Hızlı moda veya anlık popüler dalgalar kelebek ömrü kadar kısa sürer ve geride pişmanlık bırakır. Oysa temelini (ilkelerini) sağlam tutan, tesisatını (yöntem ve bilgisini) ise sürekli yenileyen kişi, zamanın içinde bir kaya gibi durur. Akıntı kayayı aşındıramayınca, zaman o sağlam duruşun etrafından dolanmak zorunda kalır. İşte “zamanın eğilmesi” budur.
Asıl mesele çağın dışında kalmak değil, çağın getirdiği yozlaşmaya teslim olmadan onu kendi değerlerimizle dönüştürebilmektir. Sahip olduğumuz imkânlar karakterimizin ve ilmin önüne geçmeye başladığında, bu kadim uyarıları hatırlamak gerekir. Gerçek zenginlik ve mutluluk, dijital ekranlara sığmayan; vicdanın derinliğinde ve ilmin aydınlığında hissedilendir.