Herşeyin Anahtarı: Kendini Bilmek

İnsan oğlunun bilinmeyenin peşine düşme macerası yaradılışından buyana, yasak elmadan beridir en uzaktan en yakına, kendine, özüne doğru süregelmiş ve en son bu yüzyılda bilim dalı olarak (piskoloji) ortaya çıkabilmiştir.
Rasathaneler kurulmuş yüzyıllar öncesi, gökbilimine, yıldızlara merak salmışlar nihayetine uzaya erişmişler; uzak kıtaları, okyanuslar ardını merak edip azgın dalgaları aşıp keşifle yapmışlar canları pahasına… yüce dağların ardını merak edip gurbete çıkmışlar köklerinden koparcasına, türküler yakmışlar dağlara, turnalara ve gurbete…
Karşı köyü, karşı komşuyu, karşısındaki kişiyi eşini merak edip onları anlamaya çalışmışlar yıllarca.
En nihayetinde kendini anlamanın önemini geç de olsa son yüzyılda anlamışlar ve psikoloji bilimine merak salmışlar. Çok hızlı bir gelişme ile 40 ın üzerinde alt disiplin de araştımışlar bilim olarak psikolojiyi.
“Kim kendini bilirse Rabbini bilir” hadisinde herşeyi bilmenin özünde kişinin kendini bilmesi çok açık ifade edilmiş. Psikolojinin bilimsel tarifinde “insan davranışlarını inceleyen bilim dalı” ibaresi geçerken bundan 800 yıl önce Yunus Emre:

“ilim ilim bilmektir,
ilim kendin bilmektir.
sen kendin bilmezsen,
ya nice okumaktır.”

diyerek gerçek tanımı yapmıştır. Herşeyin özü kendini bilmekte saklı.

İlacın sende ama bilmiyorsun sen,
Derdin kendinden ama görmüyorsun sen,
Harfleriyle gizlinin apaçık olduğu,
Kitabı mübinsin sen.
Küçücük bir cisim sanıyorsun kendini,
Oysa sende dürülü en büyük olan.
Kendinden başkasına ihtiyacın yok senin,
Bir düşünsen nefs üstünde ama düşünemezsin sen. Hz.Ali
(Ali bin Ebi Talip aktarmış)

Psikolojik danışma teorilerinde “Akılcı Duygusal Davranışçı Teori” de Albert Ellis, İnsanların yaşadığı sıkıntı ve problemlerin kaynağında yine bireyin kendisi olduğunu, mantıksız inanç ve çarpıtmalarla bilişlerinin bozulması sonucu tüm olumsuzlukların çözümlenmeden yaşamda sürdüğünü söyler. Çoğu zaman aynı çevrede aynı şartlar altında yaşayan insanların algılamalarının farklılığından dolayı bazıları mutlu olurken, diğerlerinin mutsuz olduğunu çok sıklıkla görürüz. Üniversite birinci sınıfa gelen öğrencilerin bir kısmı içinde bulunduğu çevreyi yadırgayıp mutsuz olurlarken, aynı yerden gelen oda arkadaşı içinde bulunduğu çevreden çok mutlu olabilmektedir. Burada sorunun çevrede mi, yoksa bireyin algılayışında mı? sorusu sorulması gerekir. Benzer davranışlardaki eşlerin durumları kimilerini mutlu ederken kimilerini mutsuz etmekte, benzer sosyal ve ekonomik şartlara sahip bireylerin kimileri durumlarından mutlu olurken kimileri mutsuz olmakta, sınavından 95 alan bir öğrenci 100 alamadığına üzülürken 60 alıp geçen öğrenci mutlu olabilmektedir. Örnekler çoğaltıldığında da görülecektir ki sorun bireyin bilişinde, algılayışındadır.

Acaba mutluluğun sırrı kendi bilişimizde mi? Acaba kendi bilişimize bir ayar gerekiyor mu? İnsan çoğu zaman eşini, işini, patronunu vb değiştiremez ama kendini değiştirebilir.

Mevlana derki; “insan zihni sazlık gibidir, orman gibidir. Orada aslan da var, yaban eşeğide. Sen yaban eşeğinin peşine takılma.”(mevlana 1/2909)

Her şey den önce kendimizi tanımaya çalışmakla başlamalıyız yola, önce kendimiz sonra diğerleri… NASIL? ilerki yazılarda biraz bununla ilgili yazmak istiyorum.. bu bir giriş olsun

Dr. Mustafa Uslu

Leave A Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.